Tag Archives: akupunktur tedavisi

Akupunktur İle Migren Ve Baş Ağrısı Tedavisi

Tedavisi mümkün nörolojik bir hastalık olan migren, çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir ve doktora en fazla başvurulan rahatsızlıklardan biridir. Migren hormonlarının aktif olduğu genç yaşlardaki kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre üç katı fazladır. Kadınların yaklaşık % 20’sinin, erkeklerin ise % 8’inin migrenli olduğu bilinmektedir. Migren, bazen bulantı ve kusma ile beraber giden zonklayıcı, şiddetli, zaman zaman tek taraflı ve sıklıkla enseden göze veya göz arkasından başlayıp enseye geçebilen baş ağrısıdır. Damarsal kökenlidir. Ağrı bazen ayda 1 bazen haftada 2-3 kez şeklinde gelebilir.

Headaches & Migraines - Headache & Pain Center of Palm Beach

Akupunktur tedavisi hakkında merak edilen tüm detaylar aşağıda yer almaktadır.

Dayanılmaz Migren Ağrıları Akupunkturla Son Bulabilir

Dünya Sağlık Örgütünün yayınladığı rapora göre akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda migren baş ağrısı ve gerilim tipi baş ağrısı yer almaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalarda ve uygulamalarda akupunktur tedavisinin migren üzerinde % 80’e yakın başarılı olduğu tespit edilmiştir.  

Migreni olan hastalarda normal insanlara göre ağrı eşiği daha düşüktür ve ağrı çok daha hızlı tetiklenir. Doğal olarak ağrı daha şiddetli olur. Akupunktur uygulamaları ile bu ağrı eşiği daha yukarılara çekilir. Dolayısıyla akupunktur migren ağrı krizini kesmek yerine ağrının gelmemesini sağlar veya ağrı gelme süresini uzatır. Ayrıca akupunktur baş ağrı atağı sırasında beyin kimyasallarında yaşanan dengesizlikleri ortadan kaldırarak ve östrojen hormon salınımını dengeleyerek etki etmektedir. Vücutta hazır olan iyileştirici faktörlerin yani endorfin, serotonin gibi ağrı kesici ve rahatlatıcı maddelerin salgılanmasını sağlayarak etki etmektedir. Akupunktur tedavisinden sonra migren nöbetleri seyrekleşir veya migren tümüyle ortadan kalkabilir.

Migrende  Akupunktur Tedavi Süreci Nasıldır ?

Akupunktur haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 10-15 seans uygulanmakta. Yöntem olarak Fransız Kulak ve Vücut akupunkturu uygulamakta. Seans süresi 20-30 dakikadır. Tedavi sırasında kullanılan steril gümüş iğneler saç teli kadar ince olduğundan vücuda batırıldığında acı hissedilmez, iğnenin durduğu yerde kızarıklık oluşabilir ve sıcaklık hissedilebilir.

Akupunkturun en çekici tarafı hiç bir yan etkinin olmamasıdır. Tedavi süresince komplikasyon yaşanmazken son derece rahatlatıcı bir tedavi seçeneğidir.

Akupunktur tedavisi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

Akupunktur tedavi sonrası migren nöbetleri seyrekleşir veya migren atakları ortadan kalkabilir. Migren teşhisi konulduktan sonra akupunktur tedavisine başlanırsa akupunktur etkisini erkenden gösterir ve daha az akupunktur seansı ile hasta tedavi edilebilir. Akupunkturla ağrı sıklığı ve şiddetinin azaltılmasında olumlu sonuçlar alınır. Kronik migren tanısı konduğunda akupunktur uygulamasının yapılması ile oldukça başarılı sonuçlar alınabilir.

Akupunktur tedavisi gören hastalarımıza ayrıca kliniğimizde yapılan Besin İntolerans Testi öneriyoruz. Kliniğimizde Migren Baş Ağrının yanında Gerilim Tipi Baş AğrılarıSinüzit (akut veya kronik) Baş Ağrıları ve Boyun Kireçlenme Kaynaklı Boyun ve Baş Ağrıları akupunkturla tedavi etmekteyiz.

Kliniğimizde akupunktur uygulayan Doktor Ebru Uysal ve Doktor Berna Egemen  Sağlık Bakanlığın vermiş olduğu Muayenehane Akupunktur Ünitesi Yetki Belge ve Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikalarına sahiplerdir.

Akupunktur randevusu almak için lütfen (0216) 384 20 85-384 20 86 kliniğimizin telefon numaralarından arayınız.

Migrenin Nedenleri Ve Belirtileri Nelerdir ?

Migrenin neden ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Migrenin beyindeki kan damarları ve elektriksel sinir uyarısını ileten kimyasal maddelerdeki değişikliklere bağlı olduğu düşünülmektedir, ancak bu değişikliklerin neden oluştuğu konusunda araştırmalar halen sürmektedir. Migrenin kalıtımla geçip geçmediği bilinmemektedir. Çalışmalara göre, eğer anne-babadan birinde migren varsa, çocukta da olma olasılığı %40’tır. Eğer her ikisinde de migren varsa, çocukta da %75 olasılıkla migren görülecektir. Tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre migrene yatkınlık daha fazladır. Birçok kadında adet kanamasından hemen önce östrojen hormonu düzeylerinin azalması migren ağrısına yol açabilir. Birçok faktör migreni başlatabilir. Bu tetikleyici faktörlere karşı duyarlı olan kişiler, bu faktörlerden uzak durarak migrenin getirdiği kısıtlamalardan büyük ölçüde kurtulabilirler.

Migren nöbeti sırasında özellikle serotonin düzeyinin azalması, beynin bir bölümündeki damarlarda kasılmaya ve daralmaya neden olabilir. Hemen sonrasında damarlar genişler ve bu durumun baş ağrısına neden olduğu düşünülür. Yaklaşık kişilerin % 30’unda ağrının geleceğini haber veren ön belirtiler vardır buna ”aura” dönemi denir. Aura döneminde, geçici olarak yaşanan, görme bozukluğu, parlak ışık çakmaları, sersemlik, bulantı, yorgunluk ve konsantrasyon bozukluğu gibi belirtiler olur. Aura dönemi 5-60 dakika arası sürebilir. Birçok kişide migren atağı aura dönemini yaşamadan başlar. Ardından ağrı dönemi yaşanır ve bu hastanın en çok zorlandığı dönemdir. Başın sol ya da sağ yarısında var olan ağrı şiddetli olarak artış gösterir, hastanın ışığa ve sese karşı aşırı bir tolerans kaybı olur. Karın ağrısı midede bulantı ve sık idrara çıkma görülür. Hasta, ağrının geçme dönemindeyse bir önceki döneme oranla daha rahattır fakat huzursuzluk, konsantrasyon bozukluğu ve yorgunluk ağrının ardında bıraktığı etkilerdir.

Migren genellikle 16-35 yaş arası başlar. 50 yaş civarında sıklığı azalmaya başlar. Kadınlarda menstruasyonla ilgili migren menopozda kaybolur. Bazı istisnalar hariç migren ileri yaşlarda problem olmaz.

Migren Ağrısını Tetikleyen Faktörler Nelerdir ?

Migrenli bayanların yaklaşık %70 inde ataklar adet döneminde sıklaşır ve şiddetleri artar. Bazı bayanlarda ise migren krizleri sadece adet dönemlerinde olur. Bir kısım bayan hastalarda özellikle menstruasyon sırasında olan ağrılarının daha şiddetli olduğunu ifade ederler. Birçok bayan hastada özellikle gebeliğin ilk 3 ayında ağrı çekmez. Östrojen hormonu seviyelerindeki oynamaların tetikleyici faktör olabileceği kabul edilmektedir. Doğum kontrol haplarındaki veya menopoz için kullanılan hormonlardaki östrojen tetikleyici olabilir. Menopoza girmiş migrenli hastalarda mecbur olunmadıkça hormonal ilaçlardan kaçınılmalı kullanılacaksa östrojen mümkün olan en az seviyede tutulmalıdır.

Uykusuzluk, aşırı uyku, uyku kalitesindeki bozulmalar migren atağının sıklaşmasına ya da ortaya çıkmasına neden olabilir. Cinsel aktivite veya yoğun fiziksel efor migreni tetikleyebilir. Açlık veya aşırı yemek, bazı gıda maddeleri ve gıdanın içinde ki katkı maddeler, alkol ve kafeinli içecekler ve nikotin migreni tetikleyebilir. Çevrede ki hava basıncı veya basınç değişiklikleri migreni tetikleyebilir. Gürültü, parlak ışıklar, güneş ışığına maruz kalmak, bazı yoğun kokular migreni tetikleyebilir.

İşte ve ev hayatında yaşanan stres migren atakların nedenlerinden olabilir. Duygular da migrenin başlamasında önemli role sahiptirler. Uzamış stres, bastırılmış veya içe atılmış düşmanlık duyguları, öfke ve üzüntü gibi duygular ifade edilmeleri mümkün olmazsa birikerek bir migren atağını başlatabilirler. Stres önemli olmakla beraber bir kısım hastada stres geçtikten veya hafiflerken migrenin başladığını ifade ederler. Mesela tatilin ilk günü veya yoğun bir haftanın sonunda baş ağrısı başlayabilir.

Akupunktur Ve Zayıflama

                   AKUPUNKTUR VE ZAYIFLAMA

 İştah yönetiminde dengeyi oluşturmak için yetişkinler zaman zaman desteğe ihtiyaç duyabilirler. Destek olarak akupunktur bütüncül bir uygulamadır. Akupunktur bir denge tedavisidir; bedenin enerji akışını düzenler. Örneğin akupunkturun iştahı düzenlemesi ve metabolizmayı hızlandırması da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Acupuncture - The Benefits, How It Works, Side Effects

Kilo almanın temel nedenlerinden hareketsiz yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklardaki hatalardır. Kişi kilo vermeye karar verdiğinde diyete başlar. Diyet yapmak ve  beslenme alışkanlıkları değiştirmek kolay olmayabilir. Diyet yaparken hatalar yapılabilir. En sık yapılan hatalardan bazıları: ekmeğin kaldırılması, öğün atlamak, aç kalmak, pöpüler diyetler yapmak, tek besin içeren diyetler, diyet sırasında ilaç kullanımıdır (diüretik, laksatif, tiroid hormon) ve çok düşük kalorili diyetler yapmak. Çok düşük kalorili diyetler uygulandığında yan etki olarak baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, yorgunluk, sinirlilik, stres, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizlikleri, kalp ritim bozukluğu, kuru cilt, saç dökülmesi, bazal metabolizma hızında azalma, bulantı ve kabızlık ortaya çıkabilir.

KALORİ CETVELİ İÇİN TIKLAYINIZ

Akupunktur, zayıflamak için en çok tercih edilen tedavi yöntemidir.

Vücut sağlığını bozmadan, kilo verme sürecini kolaylaştıran ve zayıfladıktan sonra ideal kiloda kalmayı destekleyen akupunktur tedavisi hakkında merak edilen tüm detaylar aşağıda yer almaktadır.

Kilo Vermede Akupunkturun Etkileri Nelerdir?

Akupunkturla ilgili yapılmış klinik araştırmaların incelenmesi ile elde edilen sonuçlar, akupunkturun etki mekanizmalarını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Akupunktur, vücudun enerji akışını dengeleyerek orantılı kilo vermeye neden olur. Ayrıca aşağıda yazılan mekanizmalarla akupunktur zayıflamaya destek olduğu düşünülmektedir;

  • Beyinde hipotalamusta bulunan açlık merkezi kontrol ederek açlığı baskılar,
  • Hazmı kolaylaştırır,
  • Stresi azaltır,
  • Metabolizmayı hızlandırır.

Akupunkturun en önemli etkilerinden biri hazmı kolaylaştırması, sindirimi rahatlatması ve yağların parçalanmasında önemli rol oynayan karaciğer fonksiyonları düzenlemesidir. Dolayısıyla diyet sırasında mide ve bağırsak problemleri: mide yanması, mide kazınması, ekşime ve kabızlık gibi akupunkturla kontrol altına alınır.

Akupunktur; insülin ve leptin hormonları, nörohormonlar, noradrenalin, serotonin, endorfin, melatonin, dopamin ve benzeri nörotransmiter maddelerin salınımını etkileyerek beyin ve vücut kimyasında olumlu değişimlere neden olup diyet yapanın enerji seviyesini artırır, egzersiz yapmayı destekler, diyete sadık kalmayı ve diyet sürecini stresiz geçirmeyi sağlar. Akupunktur desteğiyle diyet yapan kişide halsizlik, baş ağrı, baş dönme, stres ve sinirlilik gibi şikayetler ortaya çıkmaz.

Araştırmalar gösteriyor ki stresli zamanlarda kanda kortizol düzeyi artıyor. Kanda kortizol uzun süre yüksek kalınca bir değil birçok şey devreye giriyor:
Rahatlamak için yediğimiz ve strese karşı iyi geldiğini sandığımız gıdaların yani şekerli, unlu, yağlı ve kızartılmış besinlerin tüketimi artıyor. Neticede kilo almamız kolaylaşıyor ve kortizol, özelikle karın bölgesinde yağlanmaya neden oluyor. Karın yağlanması, kalp ve damar hastalıkların oluşması için önemli risk faktörler arasındadır. Kortizolun etkilerinden tuz ve su tutulumuna bağlı ödem ve kan basıncımız yükseliyor, hipertansiyon hastalığına davetiye çıkıyor. Kanda şeker düzeyi yükseliyor, şeker hastalığına zemin hazırlanıyor. Yemek borusu ve mide arasındaki “kapak” mekanizması bozuluyor. Reflü sorunu devreye giriyor. Mide asit üretimi artıyor, gastrit ve benzeri hazım sorunları tetikleniyor. Kalın bağırsak spazmları nedeniyle spastik kolit/hassas bağırsak sendromu gibi sorunlar tehdit etmeye başlıyor. Daha sonra kronik iltihap sendromu devreye giriyor. Kronik yorgunluk tablosu, ilerleyici bir bitkinlik süreci gelişiyor. Yine kronik iltihap nedeniyle pek çok kronik hastalığa zemin hazırlanıyor. Strese bağlı bağışıklık bozuklukları neticesinde bağışıklık sistemi zayıflıyor. Otoimmun hastalıklar (haşimoto, vitiligo, lupus, multip skleroz, sedef, artritler) tetikleniyor. Mikroplara karşı direnç düşüyor ve daha sık hastalanmaya başlıyorsunuz.

Akupunktur  vücutta bulunan doğal sakinleştirici maddeleri salgılatarak stres seviyesini azaltır ve kortizolun kan değerlerinde düşüşe sebep olur. Akupunktur tedavi süreci ilerleyince kanda kortizol değeri azalınca kortizol fazlalığın devreye soktuğu mekanızmalar tek tek zamanla kırılmış olur.

Akupunktur bazal metabolizmayı hızlandırdığı için vücudun kas kütlesi artarken yağ kütlesi azalır; hızı artan metabolizma ile kilolar hızlı verilebilir. Araştırmalar, çok su tüketen kişilerin bazal metabolizmasının hızlı olduğunu ortaya koymuştur. Eğer diyet yapan kişi su içmekte zorlanıyorsa, akupunktur su içimini artırabilir.

Akupunkturla çabuk doymayı sağlamak, stresi gidererek kortizolun yarattığı yan etkileri yok etmek, hipoglisemiyi gidermek ve baş ağrılarını engellemek amaçlarımız arasında yer alır.

Obezite sorununda diyet programını destekleyen akupunktur ve yeterli egzersiz programı hızlı ve yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

Kilo verme sürecini kolaylaştıran, vücudun sağlığını bozmadan zayıflamayı sağlayan ve kiloları verdikten sonra yeni kiloda kalmayı sağlayan akupunktur tedavisi hakkında merak edilen tüm detaylar aşağıda yer almaktadır.

Akupunktur Uygulama Süreci Nasıldır ?

Belirtmek isteriz ki kilo verme kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Bunun başlıca sebepleri: yaş, genetik özellikler, cinsiyet, genel sağlık durumu, hastalık geçmişi, endokrin hastalıkların varlığı, yaşam tarzı, egzersiz sıklığı, beslenme alışkanlığı. Doktorumuz muayene sırasında kilo verme konusunda detaylı bilgi vermektedir.

Kliniğimizde obezite tedavisinde tedavi yöntemi olarak Fransız Kulak Akupunkturu ve Vücut akupunkturu uyguluyoruz. Tedavi sırasında kullanılan steril gümüş iğneler saç teli kadar ince olduğundan vücuda batırıldığında acı hissedilmez ve iğnenin batırıldığı yerde kızarıklık oluşabilir veya sıcaklık hissedilebilir. Akupunkturu uygulayacak doktor seans sayısını ve seans aralıklarını belirler. Sağlıklı vücut ağırlığına gelinceye kadar akupunktur tedavisi devam eder. Örneğin 2 ay gibi bir sürede kilonuzun yaklaşık %10 – 15’ini verebilirsiniz. İstenilen sağlıklı kiloya gelince, vücut ağırlığı korumak için ayda bir seans; toplamda 3 seanslık kilo koruma programına katılarak akupunktur tedavisi sonlandırılır. Kliniğimizde, periyodik olarak son teknoloji profesyonel vücut analizi yapılmaktadır.

Kliniğimizde akupunktur uygulayan Doktor Ebru Uysal ve Doktor Berna Egemen 29 yıllık klinik tecrübeye ve Sağlık Bakanlığın vermiş olduğu Muayenehane Akupunktur Ünitesi Yetki Belge ve Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikalarına sahiplerdir.

Akupunktur Tedavinin Avantajları Nelerdir?

Binlerce yıllık bir geçmişin üstüne akupunkturun etkinliğini kanıtlayan pek çok bilimsel araştırmalar eklenince akupunktura gün geçtikçe ilginin artması hiç de şaşırtıcı değil. Akupunktur tedavisinin en çekici tarafı hiç bir yan etkisinin olmamasıdır. Tedavi süresince komplikasyon yaşanmazken son derece konforlu bir tedavi seçeneğidir. Akupunktur tedavisi sürecinde kişi normal yaşamına devam edebilir. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki gibi yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri barındırmaz.

Kliniğimize geldiğinizde kilo vermeyi başarmış danışanlarımızın fotoğraflarını göreceksiniz. Bu fotoğraflar zayıflamaya karar vermenizde kolaylık sağlayacaktır. Akupunktur randevusu almak için lütfen 0216 384 20 85/86  kliniğimizin telefon numaralarından  arayınız.

KALORİ CETVELİ İÇİN TIKLAYINIZ

Obezite Nedir ?

Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 15-18’i, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde yüzde 25, kadınlarda ise yüzde 30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

Obezite Nedenleri Nelerdir ?

Obezite nedenleri genetik, endokrin ve sosiyo-kültürel olabilir. Genetik nedenler % 10 civarında obeziteye neden olur. Endokrin nedenler  TSH hormonu ve İnsülin hormonu ile ilgili olabilir. İnsülin yağ depolayan tek hormondur. Tip 1 diyabet hastalığında insülin hormonu eksik olduğundan hastalar zayıflar. Kültürel nedenler aslında toplumun beslenme alışkanlığı ile ilgilidir:

Yanlış beslenme alışkanlığı, yetersiz fiziksel aktivite, eğitim düzeyi, gelir durumu, psikolojik problemler, yanlış diyet uygulamaları, sigara – alkol kullanımı, kullanılan bazı ilaçlar, doğum sayısı ve doğumlar arası zamanın kısa olması da obezite nedenlerine girer.

Obezitenin Yol Açtığı Sağlık Sorunları Nelerdir ?

Metabolik sendrom: HDL kan yağların düşmesi, LDL kan yağlarının yükselmesi, trigliseridin artması ve hiperinsulinemi sonucu insülin direnci, tip 2 diyabet, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, safra kesesi hastalıkları, karaciğer yağlanması, bazı kanser türleri (kadınlarda rahim yumurtalık ve meme kanseri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanseri), felç, uyku apnesi, osteoartrit -romatizma, alt solunum yolları hastalıkları, gebelik komplikasyonları, aşırı kıllanma, kas-iskelet sistemi problemleri, anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya bulimia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), binge eating (tıkınırcasına yeme), gece yeme sendromu, duygusal açlık gibi sorunlarla karşılaşırız.

Obezite Nasıl Saptanır ?

Obeziteyi belirlemek için yaygın olarak Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ve Bel Çevresi Ölçümü kullanılmaktadır.

Vücut Kitle İndeksi (VKİ) İdeal Kilo Ve Obezite Sınıflandırılması

Vücüt kitle indeksi formülü:

VKİ = vücut ağırlığı (kg) / boy (cm) karesi

Ağırlığınızı boyunuzun karesine böldüğünüzde (kg/m²) çıkan sonuç, zayıf, ideal kilolu, fazla kilolu ya da obez olup olmadığınızı belirtir.

Erkeklerde ideal vücut kitle indeksi 20-25 arasıdır.
Kadınlarda ideal vücut kitle indeksi 19-24 arasıdır.

50 yaş üzeri kişilerde bu değerlere 2 birim ekleyerek normal ölçüleri değerlendirebilirsiniz (mesela 50 yaş üzeri erkeklerde vki 22-27 arası normal).
Bireylerin ideal kiloda olmaları kendilerinin daha sağlıklı olmalarını, hastalıklara yakalanma ihtimallerinin daha düşük olmasını sağlar.
Ayrıca ideal kiloda olan kişilerin bağışıklık sisteminin daha güçlü olduğu da bilinmektedir.
Not: çocuklarda tamamen farklı kurallar geçerlidir.

Vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olunca obez kategorisine ayak basmış oluyorsunuz. Vücut kitle indeksi 35 ve üzeri ise, ileri derece obez olarak görülür.

Vücut kitle indeksi aralıklarını altta inceleyebilirsiniz.

18.5  altında olanlar: zayıf
18.5-24.9 arasında olanlar: normal kilolu
25-29.9 arasında olanlar: fazla kilolu
30-34.9 arasında olanlar: 1. derece obezite
35-40 kg/m² arasında olanlar: 2. derece obezite,
40 üzerinde olanlar 3. derece obezite (morbid obezite), 50 üzerinde süper obezite, 60 üstünde süper süper obezite.

Not: – VKİ değerlerinde cinsiyet, yaş ve etnik orijin hesaba alınmamaktadır.
– VKİ değerleri çocuklar ve yaşlılarda geçerli değildir.

Bel Çevresi Neden Önemli ? 

Kilo alımında, artan yağ dokusunun nerede biriktiği önemlidir. Kalça bölgesinde biriken yağ dokusu (armut tipi, kadın tipi şişmanlık), metabolik hastalıkların oluşumunda etkili olmazken yağların karın bölgesinde birikmesi (elma tipi, erkek tipi şişmanlık) metabolik hastalıklar açısından risk oluşturmaktadır.
Bel çevresi erkeklerde 100 santim, kadınlarda 88 santimin üstünde olmamalı. Araştırmalar, bel çevresi genişledikçe beleğin zayıfladığını, kanser, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp krizi, felç, inme riskinin artığını, cinsel gücünün azaldığını gösteriyor. İnsülin direncin ilk işareti bel çevrenin genişlemesidir.  Ayrıca bel genişledikçe kan yağlarında artış, horlama, uyku apnesi riski de artıyor.

KALORİ CETVELİ İÇİN TIKLAYINIZ

Akupunktur ve kilo verme ile ilgili sorularınızı aşağıya yorum olarak yazın doktorlarımız cevaplasın veya randevu almak için lütfen 0216 384 20 85 – 86 kliniğimizin telefon numaralarından arayın!               

  akupunktur tedavisi akupunktur ile zayıflama akupunktur ile kilo verme  zayıflama kilo verme akupunktur tedavisi akupunkturla zayıflama akupunkturla kilo verme

Akupunktur İle Sigara Bırakma

Sigara bağımlılığın hem fiziksel hem psikolojik bağımlılık türü olması yüzünden, kişi kendi irade ile sigarayı bırakma denemesinde çoğu zaman başarısız kalır. (WHO)-Dünya Sağlık Örgütünün yayınladığı raporlara göre akupunkturla tedavi edilebilen alışkanlıklar grubunda sigara alışkanlığı yer almaktadır. 

Ä°lgili resim

Sigara Bırakmada Akupunktur Etki Mekanizması Nedir?

Akupunktur vücudu nikotinden hızlı temizler. Nikotin, beyinde bulunan ve endorfin salgılayan sinir uçlarını bloke eder (çalışmasını durdur). Akupunktur bahsettiğimiz sinir uçlarını uyararak endorfin maddesinin salınmasını sağlar bu da kişinin sakinleşmesine, keyif ve huzur bulmasına neden olmaktadır. Akupunktur nikotin eksikliğine bağlı yoksunluk belirtilerin azalmasına sebep olabilir.

Nikotin yoksulluk belirtileri nelerdir ?

Gerginlik, sinirlilik, uyku kalitenin bozulması, yorgunluk, dilde ve başta uyuşma ve boşluk hissi, konsantrasyon azlığı, dikkat eksikliği, baş ağrısı, ishal veya kabızlık ve iştah artışıdır. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Sigarayı bırakmak isteyenlerde tüm nikotin yoksunluk belirtileri ortaya çıkmaz.  Belirtiler ilk 72 saat şiddetlidir ve 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar, ancak akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakan kişilerde bu belirtiler minimal seviyede yaşanır ve saydığımız tüm belirtiler ortaya çıkmayabilir.

Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki akupunktur ile sigarayı bırakan kişilerin, sigaraya tekrar başlama oranı, kendi iradesiyle sigarayı bırakanlara ve ilaçla sigarayı bırakanlara göre, daha düşüktür.

Akupunktur Tedavi Süreci Nedir Ve Nasıl Uygulanır ?

Kliniğimizde sigara bırakma tedavisinde kulak akupunktur yöntemi uygulanmakta. Kulak kepçesinde özel cihazla tespit ettiğimiz refleks noktalarına akupunktur iğneleri takılarak akupunkturun tedavi özelliğini ortaya çıkartıyoruz. Sizin yapmanız gereken tek şey sigara bırakmaya karar vermektir. Toplam 3 akupunktur seansı uygulanmak yeterlidir. Tedavi sırasında kullanılan steril gümüş iğneler saç teli kadar ince olduğundan kulağa batırıldığında acı hissedilmez, iğnenin durduğu yerde deride kızarıklık oluşabilir ve sıcaklık hissedilebilir.

Akupunktur tedavisi sürecinde hasta normal yaşamına devam ediyor. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisi gibi yan etkileri içermez. Tedavi süresince komplikasyon yaşanmazken son derece rahatlatıcı  ve etkili bir tedavi seçeneğidir.

Alkol ve eroin bağımlılığı gibi nikotin de bir madde bağımlılığıdır. Ama unutmamak lazım bağımlılık asla iyileşmez ve ömür boyu bir uykuda kalır. Sigarayı bıraktıktan sonra 1 nefes dahi çekerseniz uykuda ki olan bağımlılık tekrar uyanır. Sigarayı bırakan şahıs 6 ay sigara içmese bağımlılık sorununu çözmüştür demek. Eğer 6 ay içinde bir sıkıntı yaşar ve sigara içme isteği olursa yine 1 veya 2 akupunktur seansı yapılabilir.

Kliniğimizde akupunktur uygulayan Doktor Ebru Uysal ve Doktor Berna Egemen  Sağlık Bakanlığın vermiş olduğu Muayenehane Akupunktur Ünitesi Yetki Belge ve Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikalarına sahiplerdir.

Sigaranın sebep olduğu hastalıklar nelerdir ?

Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığın kısaca KOAH Hastalığın en yaygın nedeni sigaradır. Sigara içen her beş kişiden biri KOAH’a yakalanıyor. KOAH hava yollarıyla akciğer dokusunun zararlı duman ve gazlardan etkilenerek hasar görmesiyle oluşan, nefes darlığıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Erken evrede KOAH’da yakınmalar fazla olmadığı için hekime baş vurulmuyor. Hafif sorunu olan  da hekimin -Sigarayı Bırak- demesinden korktuğu için hekime gitmiyor. Ancak zamanla nefes darlığın artması yüzünden hasta günlük işleri bile yapamayacak duruma geliyor. Ayrıca bu hastalık bazen astımla da karıştırılabiliyor.

Sigara akciğer kanseri başta olmak üzere, ağız, dil, dudak, gırtlak, yemek borusu, mide, pankreas, mesane, böbrek ve kadınlarda rahim ağzı kanserine neden oluyor.

Ayrıca sigara kalp krizi, hipertansiyon, inme, damar tıkanıklığına, ülsere sebep olur. Damarlar üzerinde büzüşme etkisi yaparak ayak ülserinin oluşumuna ve atar damar damar yetersizlik ve tıkanmalarına neden olabilir (Burger hastalığı). Erkeklerde empotansa neden olabilir, hamilelerde düşük yapmaya neden olabilir. Eğer sigara içen şahısta Şeker hastalığı varsa sigara sinir ve böbrek hastalıklarının ortaya çıkmasını hızlandırır.

Sigara içilen evde ki yaşayan bebeklerde ve çocuklarda bir takım rahatsızlıklara daha sık rastlanır. Ani bebek ölüm riski 2,5 kat, bebeklerde kolik tarzı karın ağrısı 2 kat, astım ve alerjik hastalık 5 kat fazla görülür. Ayrıca, çocuklarda zatürre ve bronşit gibi solunum yolu enfeksiyonları belirgin şekilde artar, davranış bozukluklarına daha sık rastlanır.

Akupunktur ile sigarayı bırakma randevusu almak için lütfen 216 384 20 85-384 20 86 kliniğimizin telefon numaralarımızdan bizi arayınız.

Akupunktur İle Bel Fıtığı Tedavisi

Tüm fıtıkların yaklaşık % 90’ı bel bölgede görülür. Bel fıtığı en sık L4-L5 ve L5-S1 seviyelerinde görülür. Bunun nedeni bu seviyelerde yüklenmenin daha fazla ve bu segmentlerin daha hareketli olmalarına bağlanabilir. En belirgin semptom ağrıdır. Ağrı belden ziyade bacakta daha şiddetlidir.

acupuncture ile ilgili görsel sonucu

Bel Fıtığı Tedavisi Ve Akupunktur

(WHO) – Dünya Sağlık Örgütünün yayınladığı rapora göre akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda bel fıtığı yer almaktadır.

Bel fıtığı tedavisi büyük ölçüde bel fıtığın derecesine ve bel ağrısının şiddetine bağlı olarak planlanır. Disk herniasiyonu olan hastaların ancak % 1-3′ lük kısmı cerrahi tedaviyi gerektirmektedir. Kauda ekuina sendromu (mesane ve bağırsak işlev bozukluğu, duyu kaybı, her iki bacakta uyuşukluk ve güçsüzlük) her türlü tıbbi tedavi ve önleme rağmen ilerleyici nörolojik kayıplar olması durumunda cerrahi tedavi gerekebilir.

Ameliyat gerektirmeyen hastalarda fizik tedavi ve ilaç tedavisi dışında günümüzde etkili ve tedavi edici yöntemlerden akupunktur tedavisi sıkça baş vurulan tedavi yöntemidir.

Akupunkturun Tedavi Etkisi Nedir ?

İlk seanslarda önce ağrı giderici etki kendini gösterir, hastanın ağrısı azalır.  Akupunktur vücutta bulunan ve doğal ağrı kesici özelliği olan endorfin hormonunu harekete geçirerek bunu sağlamış olur.  Sonraki seanslarda artık tedavi edici etki kendini gösterir ve fıtık anatomik olarak gerilemeye başlar, diski oluşturan yapılardaki doku yenilenmesi başlar. Fıtık bölgesine kan dolaşımı artarak kas gevşetici ve ödem çözücü maddeler o bölgeye hucum eder. Akupunkturla uyarılan böbrek üstü bezleri kortizon salgılayarak fıtık bölgesindeki dokulardaki ödemin çözülmesine etki ederek damar ve sinirlere yapılan baskının ortadan kalkmasını sağlamaktadır. Akupunktur vücutta bulunan kas gevşetici ve doku besleyicileri maddeleri harekete geçirerek, bel çevresi (paravertebral) kas spazm şikayetleri azalır, kaslar kuvvetlenir ve hastanın duruşu düzelir. Akupunktur tedavisinin tetiklediği sakinleştirici etkiye sahip hormonlar sayesinde hasta psikolojik olarak rahatlamaktadır. 

Bel Fıtığında Akupunktur Nasıl Uygulanır ?

Akupunktur haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 10-15 seans uygulanmakta. Yöntem olarak Fransız Kulak ve Vücut akupunkturu uygulamakta. Seans süresi 20-30 dakikadır.

Akupunkturun en çekici tarafı hiç bir yan etkinin olmamasıdır. Tedavi süresince komplikasyon yaşanmazken son derece rahatlatıcı bir tedavi seçeneğidir.

Tedavi sırasında kullanılan steril gümüş iğneler saç teli kadar ince olduğundan vücuda batırıldığında acı hissedilmez, iğnenin durduğu yerde kızarıklık oluşabilir ve sıcaklık hissedilebilir.

Belirtmek isteriz ki akupunktur tedavisi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

Kliniğimizde akupunktur uygulayan Doktor Ebru UYSAL ve Doktor Berna EGEMEN  Sağlık Bakanlığın vermiş olduğu Muayenehane Akupunktur Ünitesi Yetki Belge ve Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikalarına sahiplerdir.

Akupunktur tedavisi için (0216) 384 20 85-384 20 86 kliniğimizin telefon numaralarından arayarak randevu alabilirsiniz.

Her Bel Omurun Arasında Bulunan Disk Nedir Ve Görevi Nedir?

İki omur arasında yer alan disk 4 – 6 mm kalınlığında, form değiştirebilen elastik yapıdadır. Diskin merkezi kısmında jöle benzeri, yumuşak bağ dokusundan oluşan nucleus pulposus, etrafında da özel lifli halka anulus fibrosus var. Bu iki farklı yapıdan oluşan diskler omurlar arasında yastık / amortisör görevi yapmaktadırlar. Diskler bütün omurga boyunca omurlar arasında yer alırlar ve böylece omurların birbiri üzerinde daha kolay hareket ederek ölçülü de olsa omurganın hareketliliğini sağlamış olurlar. Ayrıca omurgaya binen ağırlığın daha geniş yüzeye yayılması da sağlanmış olur.

Doğal olarak, lomber-bel bölgede bulunan diskler, daha üst seviyelerdeki, örneğin boyun bölgesindeki disklere oranla daha fazla ağırlığa maruz kalırlar. Bu da disklerin yıpranması neden bel bölgesinde daha fazla oluştuğunun nedenlerinden bir tanesidir.

Damarsal yapıları olmayan diskler beslenmeleri için gerekli olan oksijen, glikoz gibi maddeleri komşuluk yaptıkları omurların süngerimsi kemik yapılarından diffüzyon yoluyla alırlar. Bu nedenle direkt kan akımıyla beslenemeyen disklerde doku yaşlanması (mikroskopik dejenerasyonlar) diğer dokulara göre daha erken başlar. Disklerdeki bu dejeneratif değişimler otuzlu yaşlardan itibaren mikroskop altında görünür hale gelmektedir. İlerleyen yıllarda disklerdeki dejenerasyonlara paralel olarak, omurların kenarlarında kalsifikasyonlar (osteochondrose) ve omurlar arasındaki eklemlerde de (spondylose) dejenerasyonlar oluşur. Direkt röntgen filmlerinde, görülen kalsifikasyon ya da halk arasında kireçlenme olarak adlandırılan oluşumlar bu dejeneratif değişimlerdir.

Bel Fıtığı Nedir, Nedenleri Ve Risk Faktörleri Nelerdir ?

Tıbbi ismi Lomber Disk Hernisi olan bel fıtığı, disk kayması veya yırtılması sonucu sinirlerin omurlar arasında sıkışmasıdır. Böyle bir durumda omurlar arasında sıkışan sinirler sadece bel bölgesinde değil, kalça ve bacak bölgelerine de vuran ağrılara sebep olur. Bel fıtığı en sık L4-L5 ve L5-S1 seviyelerinde görülür. Fıtık taştığı bölgeye göre değişik belirtiler vermektedir.

Birçok faktör bel fıtığı riskini artırır. Sigara kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı, yetersiz ve sağlıksız beslenme bel fıtığı oluşumunda önemli risk faktörleri arasında sayılabilir.

Vücut yaşlandıkça doğal biyokimyasal değişiklikler disklerde yavaş yavaş sıvı kaybı yaşanmasına neden olur. Bu da diskin dayanıklılığı ve esnekliğini etkiler. Diğer bir deyişle yaşlanma süreci, disklerde hareketlerin neden olduğu şoku emme kabiliyetini azaltarak omurga sağlığını olumsuz yönde etkiler.

Yanlış vücut duruşu de bel omurlarında baskı yaparak fıtıklaşmaya zemin hazırlar. Fazla vücut ağırlığı, alt sırtınızdaki disklerde ekstra strese neden olur.

Fiziksel olarak zorlu işlerde çalışan insanlar, daha fazla bel problemi riski taşımaktadır. Tekrarlayan kaldırma, çekme, itme, yana doğru bükme ve bükme de bel fıtığı riskini artırabilir. Ağır kaldırma, kontrolsüz ani bel hareketlerinde bulunma, uzun süre sabit ayakta durma veya oturma, düşme, çarpma gibi travmalara maruz kalma gibi zorlanmalar diskte yırtılmalara neden olarak bel fıtığına neden olabilir.

Genetik yapı: Bazı ailelerde bel fıtığına genetik yatkınlık vardır.

Bel Fıtığı Belirtileri Nelerdir ? 

En belirgin yakınma ağrıdır. Ağrı genellikle bel veya kalçadan başlayıp, bacak arkasından topuğa kadar yayılım gösterir (siyatik ağrı). Sıklıkla ağrı belden ziyade bacakta daha şiddetlidir. Ağrının yanında duyusal bozukluklar (yanma, keçeleşme, uyuşma) eşlik edebilir. Öksürme, ıkınma, hapşırma ve ıkınma gibi omurilik basıncını arttıran durumlarda ağrı şiddetlenebilir, hatta tutulmalar görülebilir. Ayakta durmak, oturmak ve öne eğilmek ağrıyı arttırabilir. Fıtığın seviyesine bağlı olarak hastalarda kuvvet kaybı, refleks kaybı veya his kaybı gelişebilir. Ciddi sinir baskısı durumlarında bacak, ayak bileği ve ayak kaslarında güçsüzlük, yürüme güçlüğü, idrar tutamama, dişkılama kontrolünde bozukluk, cinsel fonksiyonlarda kayıp gibi daha ileri nörolojik problemler ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda acil ameliyat yapılması gerekir. Ancak unutmamak gerekir ki  bel fıtıkların % 97’si ameliyatlık değildir.

Ä°lgili resim

Bel Fıtığı Tanısı Nasıl Konur?

Bel fıtığı tanısı hasta öyküsü, fizik ve nörolojik muayene, röntgen, MR (manyetik rezonans) veya BT (bilgisayarlı tomografi) gibi görüntüleme yöntemleri ile konur. Bazı durumlarda EMG denilen (elektromiyografi- kasların doğal elektriksel aktivitesini ölçen) teste ihtiyaç duyulabilir.

Akupunktur İle Bel Fıtığı Tedavisi

AKUPUNKTUR İLE BEL FITIĞI TEDAVİSİ

Tüm fıtıkların yaklaşık % 90’ı bel bölgede görülür. Bel fıtığı en sık L4-L5 ve L5-S1 seviyelerinde görülür. Bunun nedeni bu seviyelerde yüklenmenin daha fazla ve bu segmentlerin daha hareketli olmalarına bağlanabilir. En belirgin semptom ağrıdır.

acupuncture ile ilgili görsel sonucu

Bel Fıtığı Tedavisi Ve Akupunktur

(WHO) – Dünya Sağlık Örgütünün yayınladığı rapora göre akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda bel fıtığı yer almaktadır.

Bel fıtığı tedavisi büyük ölçüde bel fıtığın derecesine ve bel ağrısının şiddetine bağlı olarak planlanır. Disk herniasiyonu olan hastaların ancak % 1-3′ lük kısmı cerrahi tedaviyi gerektirmektedir. Kauda ekuina sendromu (mesane ve bağırsak işlev bozukluğu, duyu kaybı, her iki bacakta uyuşukluk ve güçsüzlük) her türlü tıbbi tedavi ve önleme rağmen ilerleyici nörolojik kayıplar olması durumunda cerrahi tedavi gerekebilir.

Ameliyat gerektirmeyen hastalarda fizik tedavi ve ilaç tedavisi dışında günümüzde etkili ve tedavi edici yöntemlerden akupunktur tedavisi sıkça baş vurulan tedavi yöntemidir.

Akupunkturun Tedavi Etkisi Nedir?

İlk seanslarda önce ağrı giderici etki kendini gösterir, hastanın ağrısı azalır.  Akupunktur vücutta bulunan ve doğal ağrı kesici özelliği olan endorfin hormonunu harekete geçirerek bunu sağlamış olur.  Sonraki seanslarda artık tedavi edici etki kendini gösterir ve fıtık anatomik olarak gerilemeye başlar, diski oluşturan yapılardaki doku yenilenmesi başlar. Fıtık bölgesine kan dolaşımı artarak kas gevşetici ve ödem çözücü maddeler o bölgeye hucum eder. Akupunkturla uyarılan böbrek üstü bezleri kortizon salgılayarak fıtık bölgesindeki dokulardaki ödemin çözülmesine etki ederek damar ve sinirlere yapılan baskının ortadan kalkmasını sağlamaktadır. Akupunktur vücutta bulunan kas gevşetici ve doku besleyicileri maddeleri harekete geçirerek, bel çevresi (paravertebral) kas spazm şikayetleri azalır, kaslar kuvvetlenir ve hastanın duruşu düzelir. Akupunktur tedavisinin tetiklediği sakinleştirici etkiye sahip hormonlar sayesinde hasta psikolojik olarak rahatlamaktadır. 

Bel Fıtığında Akupunktur Nasıl Uygulanır ?

Akupunktur haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 10-15 seans uygulanmakta. Yöntem olarak Fransız Kulak ve Vücut akupunkturu uygulamakta. Seans süresi 20-30 dakikadır.

Akupunkturun en çekici tarafı hiç bir yan etkinin olmamasıdır. Tedavi süresince komplikasyon yaşanmazken son derece rahatlatıcı bir tedavi seçeneğidir.

Tedavi sırasında kullanılan steril gümüş iğneler saç teli kadar ince olduğundan vücuda batırıldığında acı hissedilmez, iğnenin durduğu yerde kızarıklık oluşabilir ve sıcaklık hissedilebilir.

Belirtmek isteriz ki akupunktur tedavisi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

Kliniğimizde akupunktur uygulayan Doktor Ebru Uysal ve Doktor Berna Egemen  Sağlık Bakanlığın vermiş olduğu Muayenehane Akupunktur Ünitesi Yetki Belge ve Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikalarına sahiplerdir.

Akupunktur tedavisi için (0216) 384 20 85-384 20 86 kliniğimizin telefon numaralarından arayarak randevu alabilirsiniz.

Her Bel Omurun Arasında Bulunan Disk Nedir Ve Görevi Nedir?

İki omur arasında yer alan disk 4 – 6 mm kalınlığında, form değiştirebilen elastik yapıdadır. Diskin merkezi kısmında jöle benzeri, yumuşak bağ dokusundan oluşan nucleus pulposus, etrafında da özel lifli halka anulus fibrosus var. Bu iki farklı yapıdan oluşan diskler omurlar arasında yastık / amortisör görevi yapmaktadırlar. Diskler bütün omurga boyunca omurlar arasında yer alırlar ve böylece omurların birbiri üzerinde daha kolay hareket ederek ölçülü de olsa omurganın hareketliliğini sağlamış olurlar. Ayrıca omurgaya binen ağırlığın daha geniş yüzeye yayılması da sağlanmış olur.

Doğal olarak, lomber-bel bölgede bulunan diskler, daha üst seviyelerdeki, örneğin boyun bölgesindeki disklere oranla daha fazla ağırlığa maruz kalırlar. Bu da disklerin yıpranması neden bel bölgesinde daha fazla oluştuğunun nedenlerinden bir tanesidir.

Damarsal yapıları olmayan diskler beslenmeleri için gerekli olan oksijen, glikoz gibi maddeleri komşuluk yaptıkları omurların süngerimsi kemik yapılarından diffüzyon yoluyla alırlar. Bu nedenle direkt kan akımıyla beslenemeyen disklerde doku yaşlanması (mikroskopik dejenerasyonlar) diğer dokulara göre daha erken başlar. Disklerdeki bu dejeneratif değişimler otuzlu yaşlardan itibaren mikroskop altında görünür hale gelmektedir. İlerleyen yıllarda disklerdeki dejenerasyonlara paralel olarak, omurların kenarlarında kalsifikasyonlar (osteochontdrose) ve omurlar arasındaki eklemlerde de (spondylose) dejenerasyonlar oluşur. Direkt röntgen filmlerinde, görülen kalsifikasyon ya da halk arasında kireçlenme olarak adlandırılan oluşumlar bu dejeneratif değişimlerdir.

Bel Fıtığı Nedir, Nedenleri Ve Risk Faktörleri Nelerdir ?

Tıbbi ismi Lomber Disk Hernisi olan bel fıtığı, disk kayması veya yırtılması sonucu sinirlerin omurlar arasında sıkışmasıdır. Böyle bir durumda omurlar arasında sıkışan sinirler sadece bel bölgesinde değil, kalça ve bacak bölgelerine de vuran ağrılara sebep olur. Bel fıtığı en sık L4-L5 ve L5-S1 seviyelerinde görülür. Fıtık taştığı bölgeye göre değişik belirtiler vermektedir.

Birçok faktör bel fıtığı riskini artırır. Sigara kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı, yetersiz ve sağlıksız beslenme bel fıtığı oluşumunda önemli risk faktörleri arasında sayılabilir.

Vücut yaşlandıkça doğal biyokimyasal değişiklikler disklerde yavaş yavaş sıvı kaybı yaşanmasına neden olur. Bu da diskin dayanıklılığı ve esnekliğini etkiler. Diğer bir deyişle yaşlanma süreci, disklerde hareketlerin neden olduğu şoku emme kabiliyetini azaltarak omurga sağlığını olumsuz yönde etkiler.

Yanlış vücut duruşu de bel omurlarında baskı yaparak fıtıklaşmaya zemin hazırlar. Fazla vücut ağırlığı, alt sırtınızdaki disklerde ekstra strese neden olur.

Fiziksel olarak zorlu işlerde çalışan insanlar, daha fazla bel problemi riski taşımaktadır. Tekrarlayan kaldırma, çekme, itme, yana doğru bükme ve bükme de bel fıtığı riskini artırabilir. Ağır kaldırma, kontrolsüz ani bel hareketlerinde bulunma, uzun süre sabit ayakta durma veya oturma, düşme, çarpma gibi travmalara maruz kalma gibi zorlanmalar diskte yırtılmalara neden olarak bel fıtığına neden olabilir.

Genetik yapı: Bazı ailelerde bel fıtığına genetik yatkınlık vardır.

Bel Fıtığı Belirtileri Nelerdir ? 

En belirgin yakınma ağrıdır. Ağrı genellikle bel veya kalçadan başlayıp, bacak arkasından topuğa kadar yayılım gösterir (siyatik ağrı). Sıklıkla ağrı belden ziyade bacakta daha şiddetlidir. Ağrının yanında duyusal bozukluklar (yanma, keçeleşme, uyuşma) eşlik edebilir. Öksürme, ıkınma, hapşırma ve ıkınma gibi omurilik basıncını arttıran durumlarda ağrı şiddetlenebilir, hatta tutulmalar görülebilir. Ayakta durmak, oturmak ve öne eğilmek ağrıyı arttırabilir. Fıtığın seviyesine bağlı olarak hastalarda kuvvet kaybı, refleks kaybı veya his kaybı gelişebilir. Ciddi sinir baskısı durumlarında bacak, ayak bileği ve ayak kaslarında güçsüzlük, yürüme güçlüğü, idrar tutamama, dişkılama kontrolünde bozukluk, cinsel fonksiyonlarda kayıp gibi daha ileri nörolojik problemler ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda acil ameliyat yapılması gerekir. Ancak unutmamak gerekir ki  bel fıtıkların % 97’si ameliyatlık değildir.

Ä°lgili resim

Bel Fıtığı Tanısı Nasıl Konur?

Bel fıtığı tanısı hasta öyküsü, fizik ve nörolojik muayene, röntgen, MR (manyetik rezonans) veya BT (bilgisayarlı tomografi) gibi görüntüleme yöntemleri ile konur. Bazı durumlarda EMG denilen (elektromiyografi- kasların doğal elektriksel aktivitesini ölçen) teste ihtiyaç duyulabilir.

Akupunktur ve bel fıtığı tedavisi ile ilgili sorularınızı aşağıya yorum olarak yazın doktorlarımız cevaplasın veya randevu almak için lütfen 0216 384 20 85 – 86 kliniğimizin telefon numaralarından arayın!

akupunktur akupunktur ağrı tedavisi akupunktur ile bel ağrısı tedavisi ameliyat sonrası geçmeyen ağrılar bel fıtığı tedavisi akupunktur ile bel fıtığı tedavisi bel fıtık bel ağrısı